16 Mayıs 2015 Cumartesi

Yazarın Kadınla İmtihanı

Turgay Oğur'un 'Türkiye'nin erkek meselesi' yazısını okudum. 

'Kadına pozitif ayrımcılık, erkeklerin iyileşmesi için gereklidir' fikri etrafında toplanan bütün fikirlerine veya yazının bütününden çıkan güncel anlama katılıyorum.

Lakin bu yazıya bir kaç noktada şerh koymak gerektiğine inanıyorum. Ama bunu 'erkek' olmak refleksiyle değil, yanlış anlaşılan veya yanlış anlatılan meselelere bir izah getirmek gayretinden olduğunu evvela ifade etmeliyim.

Mesela 'Adam gibi adam' cümlesinden nasıl erkek egemen bir anlam çıkartılır anlamış değilim. Can Yücel bir şiirinde 'Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin' der. Zaten öyle olmalı değil mi? Adam adam gibi, kadın da kadın gibi olmalı...

Ve dahi 'Erkekler ağlamaz!' derler de inanır mıyız ki? Kaç erkek vardır ağlamayan? 

'Kadın' dendiğinde cümlelerin kıvrılıp vardığı yollardan biridir belki de 'neden kadın peygamber yoktur' çıkmazı. 

Neden kadın Papa yoktur, neden Amerika gibi 'eşitlikler' ülkesinde bir kadın başkan olmamıştır, neden kadınlar erkeklerle aynı futbol & basketbol liginde oynamaz, neden kadın madenci yoktur vb...

Onlarca cevapsız soru sorulabilir bu konuda, lakin evvela peygamberlik sorgulanır... Neden? 

Çünkü en kolay girilesi mecradır din konusu, cahili çoktur...

Bu yazıda da konu gelmiş bu meseleye dayanmış ve yazar 'tanrı sapıtan topluluklara peygamber gönderdiğini söylüyor. Kadınlar hiç sapıtmamıştır.' cümlesiyle dogmatizme göz kırpan bir söylem içine girmiştir. 

Evvela bu ifadedeki "toplum" kelimesinin sözlük anlamına bir bakalım "Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet."

Şimdi haklı olarak soruyorum: 'kadını toplumdan ayırmak mı pozitif ayrımcılık (!)' 

Burada konuşulması gereken asıl soru 'Allah sapıtan toplumlara mı peygamber göndermiştir?' 

Cevap için Kur'an'a müracaat ettiğimizde meselenin aslının hiç de öyle olmadığını görüyoruz.  Bir kaç ayet ile meseleyi daha anlaşır bir hale getirebiliriz netekim. 

"Biz her millete bir peygamber gönderdik ... " (Nahl-36)

"... Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız." (İsra-15)

"... Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın" (İbrahim-4)

Evet kaynağından aldığımız cevaplarla bu kısmı da noktalıyor ve 'neden' kısımına geçmek istiyorum. 

Konu peygamber, yani din tandanslı bir mefhum olunca başvurulacak kaynaklar bellidir. Kur'an, hadis, icma ve kıyas...

Cumhur-u muhaddisin'e göre kadın peygamber yoktur. 

Lakin kuvvetli olmayan bazı rivayetlere göre Hz. Meryem ve Hz. Asiye'nin peygamber olduğu söylenir. 

Evet cumhur reddetmiş ama zayıf da olsa böyle bir gerçek tarihteki yerini almıştır.

Hz. Asiye için Tahrim Suresi 11. Ayette Allah "İman edenlere ise Allah, Firavun’un eşini misal getirir. O vakit bu Hatun şöyle niyaz etmişti: 'Ya Rabbî! Sen kendi nezdinde, cennette benim için bir konak yaptır, beni Firavun’dan ve onun kötü işinden kurtar, beni bu zalimler gürûhundan halas eyle!'"

Evet, belki Hz. Asiye bir peygamber değildi ama, iman edenlere (kadın & erkek) Allah'ın bir misali olduğunda hiç şüphe yok!

Kadının peygamber olmaması bir eksiklik değil! Allah kainattaki her şeyi zaid (pozitif) & nakıs (negatif) esası üzerine yaratmıştır. 

Müsavi (denk) şeyler birbirini iter. Protonlar aynı elektrik yüklü olduğundan Allah onları nötronlarla izole eder. Eğer izole etmese birbirlerini iter ve çekirdek dağılıverir. 

Nötronlar arasından protonları veya protonlar arasından nötronları çıkarırsanız bir dengesizlik, bir huzursuzluk meydana gelir ki; zincirleme atom patlatma reaksiyonlarında da patlatma esası buradan gelir. İşte atom bombasının oluşumunda bu huzursuz atomların kullanıldığını görüyoruz. Uranyum gibi bu izolasyonun tam yapılmadığı atomlarda yani...

Micro alemden, makro aleme kadar aynı kanunlar geçerlidir. 

Normo alem dediğimiz alemin efendisi olan insanda da zaid (+) & nakıs (-) olacaktır ki birbirini cezbetsin. 

Birinin zaafı, diğerinin gücü kuvveti bunları bir araya getirecek ve aile denen birlik ortaya çıkacaktır.

Kadını suni bir şekilde erkekleştirmek veya erkeği suni bir şekilde kadınlaştırmak, aile denen çekirdek yapıyı kıracak ve toplum, çocukları 'bakım' yaşlıları 'huzur' evlerine hapsedecektir. 

Aile denen çekirdek yapı içerisinde de her iki taraf, yaratılış gereği ayrı görevler üstlenmiştir.

Kadının doğurgan bir yapıya sahip olması belki de onu bu vazifeden alıkoymuştur. 

Doğum sürecinin zorlukları ve çocuk yetiştirmedeki 'analık' rolü; devlet başkanlığını da içeren peygamberlik mesleğinin ordulara komutanlık etmek gibi fiili bir gerekliliğini zora sokacağındandır belkide...

Eğer doğurganlık erkeğe has bir durum olsaydı, erkeklerden peygamber olmayacaktı ve tartışma bu zaviyeden yapılacaktı demektir bu...

Çok uzattığımın farkındayım lakin, kadın konusunda Peygamber Efendimiz'in "İnneme’n-nisâ’ şakâyıku’r-ricâl" hadisini de bu minvalde incelemek gerektiğine inanıyorum. 

Buyuruyor ki Efendimiz: "Şüphesiz kadın, erkeğin şakayığıdır" Burada şakayıkın Arapça anlamına baktığımızda evvela kadının; erkeğin kürek kemiğinin bir parçası olduğunu, ardından da elmanın diğer yarısı gibi erkeği tamamlayan değerler bütünü olduğunu,  son olarak da şakayıkın, "yaban lalesi, gelincik çiçeği" manası olduğunu görürüz. 

Kürek kemiğinden Havva'yı, elmanın iki yarısından olmazsa olmazı, gelincik çiçeğinden de; narin olduğunu ve el üstünde tutulması gerektiğini anlar adam gibi adam olan vesselam...